|
|
kızıl serin bir eksiklik…….
karşılaştığımda saklı olanla ve ellerim henüz açık bir yaraya değmişçesine ürperirken ruhum kontrolümü örtbas etmeye çalışıp aceleyle çalıyorum sözcükleri……
sözcükleri çalıyorum kırmızı çağlayana benzeyen saçlarını taramaya çalışırken parmaklarımla ne zaman dokunsam düşlerimdeyken sana şafak vakti gözlerinin serinliği çöküyor içime akdenizin ilkbaharlarına gidiyorum hüzün bir bıçak yarası gibi saplanıyor bağrıma yokluğunu anımsıyorum serin bir ölüm çöküyor sessizce……
sorgulamalar zorluyor yeniden düşünülmeyecek zamanları çatlamış kabukların altından yeni bir ben boy atıyor tutulmuş yasların çetelelerinde çizikler kara uzun ve şekilsiz……
bilinen tüm yollar bildik geçilmiş sanki daha önce……
karalık öfke izleri yansımakta dolunaydan duvarlarıma yavaşça sıyırıyor atletini kırmızı çağlayan kızılca dökülüyor omuzlarından ellerim izleri dolaşıyor bileklerinden başlayarak çiğnenmiş sesler yankılanıp düşüyor yatağın kenarlarına bir bulut öperken karanlığın mehtabını duvarlarım kararıyor önce perde yüzüme esiyor titrerken bedenim……
çalınmış zamanların ağırlığı saklı olanın güncesinden siliniyor katlanılmaz olan her şeyle birlikte…… özlemleri koyup bir kenara ardıma bakmadan karalıyorum duvardaki resimleri………
08/04/2010 ege altun |